Ekonomik büyüme ülkenin milli hasılasında meydana gelen artışlardır ve bu artışların niteliği kalkınma kavramı ile belirlenmektedir. Yani, ekonomik büyümenin ülke vatandaşlarının refahını artırıp artırmadığı bu bağlamda eğitim, sağlık gibi konularda ülke vatandaşlarının imkânlarında iyileşmenin söz konusu olup olmadığı kalkınma kavramı ile açıklanmaktadır. Kalkınmanın etik olması ise bu refah artışının toplumun bir kesimi tarafından değil de her ülke vatandaşı tarafından hissedilmesi şeklinde ifade edilebilir.

Etik kavramına ilk olarak Adam Smith tarafından “Ahlaki Duygular Teorisi” adlı çalışmasında değinilmiştir. Fakat bu çalışmada değinilen “empati yapan insan”, iktisat açısından değerlendirildiğinde “homo-economicus” olarak karşımıza çıkmaktadır. Tabiatiyla “homo economicus” paradigmasına göre inşaa edilen iktisat biliminde insan için bu dünyada ihtiyaçlar sınırsız, fakat ihtiyaçları karşılayacak olan kaynaklar sınırlıdır. Buradaki tanım insanın homo-economicus olması varsayımıyla oluşturulmakta; insanın etik boyutu dikkate alınmamakta ve ihtiyaçlar şeklindeki ifade, arzuları da kapsamaktadır [1-2].

Kalkınma konusunda etik kavramına ilk kez vurgu yapan ve bu bağlamda konu hakkındaki çalışmalara öncü olan kişi ise Louis-Joseph Lebret’dir. Fransız bir rahip ve sosyal bilimci olan Lebret, 1940’lı yıllarda Fransa’daki sistemik yoksulluğu ele almak için “Ekonomi ve Hümanizm Hareketi”ni başlatmıştır. Bu hareket çerçevesinde etik kalkınmaya değinilmiş olsa da konu hakkındaki ilk çalışma olarak Lebret’in öğrencisi Denis Goulet’in “Merhametsiz Seçim” adlı çalışması kabul edilmektedir. 1971 yılında yayımlanan bu çalışmada bilim ve etik arasındaki uçurumun farkında olarak Goulet, iktisadın araçlarla başa çıkmada büyük ustalık elde ettiğini fakat amaçlar veya idealler doğrultusunda hümanist, çevreci ve katılımcı etik anlayışının gerekli olduğunu savunmuştur [3].

Etik kalkınma konusunda literatür araştırıldığında yapılan çalışmaların çoğunun yabancı kaynaklı olduğu görülmektedir; konu hakkında Türkçe çalışmalar az denebilecek ölçüdedir. Bu çalışmalar doğrultusunda ekonomik büyüme için homo-economicus insan, itici güç olarak karşımıza çıkmaktayken kalkınma konusunda etik insan, itici güç olarak kabul edilmektedir. Niteliksiz bir büyüme yani elde edilen ekonomik büyüme ile ülke vatandaşlarının refahlarında bir artış söz konusu olmaması durumunda, gerçek bir büyümeden söz edebilmek mümkün değildir. Bu durum ülke kalkınmasına pozitif etkisinden dolayı etik insanın önemini vurgulamaktadır. Buna göre bir insanın etik değerlere sahip olması her ülke vatandaşının refaha ulaşmasında önemli bir etkendir. Etik kavramının refah artışı için önemli bir etken olması ve ayrıca etik kalkınma konusunun ülke bazında bir ifade olması nedeniyle Türk bilim insanları tarafından da konu hakkındaki araştırmaların sürdürülmesi önem arz etmektedir.

[1] Smith Adam, (1776). Ulusların Zenginliği. (Çev.) Metin Saltoğlu, Palme Yayıncılık, Ankara.

[2]SMITH, A. (2018). Ahlaki Duygular Kuramı. Pinhan Yayıncılık.

[3] Montserrat Culebro Juarez & Des Gasper, (2021). Comparing Two Pioneers of Development Ethics: Lous-Joseph Lebret and Denis Goulet, Journal of Global Ethics, 17 (2), ss. 260-278.